13 Mart 2013 Çarşamba
Gezi | Cadde Keyfi
Etiketler:
bağdat caddesi,
gezi,
GEZİ,
istanbul,
penti,
sahlep,
saray muhallebicisi
23 Şubat 2013 Cumartesi
Alışveriş | İstanbul'un Pazarları
Hayatında hiç pazara gitmemiş arkadaşlarım çoğunlukta, genelde fabrikatörlerin arasında okuduğum için.Başlarda bu olay beni çok şaşırtsa da nasıl gitmediniz diye şok olsam da bir süre geçtikten sonra alıştım ve onlara da hak verdim.Etrafa saçabileceğim o kadar param olsa ben de muhtemelen tezgahtarların peşime yapıştığı mağazalarda ömrümü geçirebilirdim heralde.Tekrar düşündüm de geçiremezdim.Bu yazımızda kış mevsiminde pazarlarda ne bulunur nasıl alınır onları paylaşmak istiyorum ki gitmeyen herkes kıskansın :)
Annem tam bir pazar hastasıdır,cebinde milyarlarla da gelse istanbula illa ki bir kaç pazar görmek hatta görmekle kalmayıp mesai gibi sabah 8 akşam 5 pazaryerini geze geze bitirmek ister.Bu sene de diğerlerinden farklı olmayınca geldiğinin ertesi günü düştük Kadıköy meşhur salı pazarı yollarına.Kışın her ne kadar çeşit sınırlı olsa da elimiz kolumuz poşet dolu döndük eve.Bir kaç tane çok sevdiğimi göstermek gerekirse ;
Fiyatlar genelde 10-25 arası değişiyor ama pazarın da lüks tezgahları var dandik bir kazağa 60 tl isteyen.Eğer kendinizi araştırmacı olarak görüyorsanız 3,5 ya da 5 tl lik tezgahları saatlerce benim gibi didikleyerek çok güzel parçalar bulabilirsiniz, mesela ;
Salı pazarı artık pazaryerinde olduğu için çok düzenli tertipli ve çok kalabalık olmayan bir seçenek,hava da güzelse gayet avm tadında gezip alışveriş yapmak üstelik bir yandan sigara içebiliyor olmak çok güzel bana göre( avmlerde genelde boğulacak gibi hissettiğim için malesef ).Aldıklarınızı eve gitmeden değiştirebilmek için pazaryerinin girişinde deneme kabinleri var ve bence çok mantıklı çünkü denemeden almak biraz risk işi, kimse de 10 liralık kazak için ertesi hafta değiştirmeye gelmiyor ona buna hediye ediyordur eminim.
Cuma günleri benim evimin bir sokak altında kurulan üsküdar pazarı kadıköye göre biraz savaş yeri sayılabilir.Evden okula giderken karşılıklı küfrettiğimiz, kalabalıktan önümüzü göremediğimiz ve genellikle yaşlı teyzelerin doluştuğu bir alan. Alan dediğime bakmayın daracık yokuşlarda dipdibe tezgahlarda alışveriş yapmaya çalışıyorsunuz.Bir kaç tezgah dışında çok da fazla genç işi denebilecek seçenek yok, çoğunluk olarak anane bluzları ve içli dışlı takım denilen garip trikolar satılıyor.2 saat içinde kaldırdığımız ganimet bunlara rağmen gayet hoş olduğu için katlanarak geliyoruz her cuma. Aldıklarımızdan bir bukleyi gösterelim ;
Benim bildiğim ekstra olarak cumartesi günü bakırköyde sosyete pazarı denilen meeşhuur bir pazar var.Bundan 3 4 sene önce orda yurtta kalırken her hafta yolunu aşındırırdık ama akla ziyan bir yerdi resmen aklımda kaldığı kadarıyla.Hınca hınç insan ve ek olarak tacizci dolu, devasa uzunlukta bir sokakta kuruluyor ve inanılmaz seçenek var.Ben artık hem uzak olduğu hem de 3 5 lira kar etmeyi o kadar umursamadığım için gitmiyorum bakırköy sosyete pazarına ancak eğer gitmek isterseniz içinizdeki savaşçıyı meydana çıkarmanız gerekebilir :)
Pazardan aldığım kıyafetler genelde tek bir sezonluk olduğu ve 4 5 yıkamada kendini saldığı için uygun fiyata koca bir mevsimi geçirmek bana avantajlı geliyor.Her hafta 10 20 tl bir iki parça bir şeyler alıyorum ve zevkle giyiyorum özellikle okula giderken.Benim bildiklerim bu kadar, önerisi olan varsa yine söylüyorum açığım :)
Annem tam bir pazar hastasıdır,cebinde milyarlarla da gelse istanbula illa ki bir kaç pazar görmek hatta görmekle kalmayıp mesai gibi sabah 8 akşam 5 pazaryerini geze geze bitirmek ister.Bu sene de diğerlerinden farklı olmayınca geldiğinin ertesi günü düştük Kadıköy meşhur salı pazarı yollarına.Kışın her ne kadar çeşit sınırlı olsa da elimiz kolumuz poşet dolu döndük eve.Bir kaç tane çok sevdiğimi göstermek gerekirse ;
Fiyatlar genelde 10-25 arası değişiyor ama pazarın da lüks tezgahları var dandik bir kazağa 60 tl isteyen.Eğer kendinizi araştırmacı olarak görüyorsanız 3,5 ya da 5 tl lik tezgahları saatlerce benim gibi didikleyerek çok güzel parçalar bulabilirsiniz, mesela ;
Salı pazarı artık pazaryerinde olduğu için çok düzenli tertipli ve çok kalabalık olmayan bir seçenek,hava da güzelse gayet avm tadında gezip alışveriş yapmak üstelik bir yandan sigara içebiliyor olmak çok güzel bana göre( avmlerde genelde boğulacak gibi hissettiğim için malesef ).Aldıklarınızı eve gitmeden değiştirebilmek için pazaryerinin girişinde deneme kabinleri var ve bence çok mantıklı çünkü denemeden almak biraz risk işi, kimse de 10 liralık kazak için ertesi hafta değiştirmeye gelmiyor ona buna hediye ediyordur eminim.
Cuma günleri benim evimin bir sokak altında kurulan üsküdar pazarı kadıköye göre biraz savaş yeri sayılabilir.Evden okula giderken karşılıklı küfrettiğimiz, kalabalıktan önümüzü göremediğimiz ve genellikle yaşlı teyzelerin doluştuğu bir alan. Alan dediğime bakmayın daracık yokuşlarda dipdibe tezgahlarda alışveriş yapmaya çalışıyorsunuz.Bir kaç tezgah dışında çok da fazla genç işi denebilecek seçenek yok, çoğunluk olarak anane bluzları ve içli dışlı takım denilen garip trikolar satılıyor.2 saat içinde kaldırdığımız ganimet bunlara rağmen gayet hoş olduğu için katlanarak geliyoruz her cuma. Aldıklarımızdan bir bukleyi gösterelim ;
Benim bildiğim ekstra olarak cumartesi günü bakırköyde sosyete pazarı denilen meeşhuur bir pazar var.Bundan 3 4 sene önce orda yurtta kalırken her hafta yolunu aşındırırdık ama akla ziyan bir yerdi resmen aklımda kaldığı kadarıyla.Hınca hınç insan ve ek olarak tacizci dolu, devasa uzunlukta bir sokakta kuruluyor ve inanılmaz seçenek var.Ben artık hem uzak olduğu hem de 3 5 lira kar etmeyi o kadar umursamadığım için gitmiyorum bakırköy sosyete pazarına ancak eğer gitmek isterseniz içinizdeki savaşçıyı meydana çıkarmanız gerekebilir :)
Pazardan aldığım kıyafetler genelde tek bir sezonluk olduğu ve 4 5 yıkamada kendini saldığı için uygun fiyata koca bir mevsimi geçirmek bana avantajlı geliyor.Her hafta 10 20 tl bir iki parça bir şeyler alıyorum ve zevkle giyiyorum özellikle okula giderken.Benim bildiklerim bu kadar, önerisi olan varsa yine söylüyorum açığım :)
Etiketler:
alışveriş,
ALIŞVERİŞ,
bakırköy,
kadıköy,
kazak,
kış mevsimi,
pazaryeri,
salı pazarı,
sosyete pazarı,
üsküdar
18 Şubat 2013 Pazartesi
Değişikliğe 1. Adım
Uzunca bir aradan sonra geri döndüm :) en son yazdıklarıma baktım ve geçen ayların şöyle bir özetini geçmek istiyorum şu an;
Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit 'i aldığımı ve merak ettiğimi yazmışım,nedense bunu görünce kendime ufak çapta üzüldüm ne kadar meraklı ve heyecanlıymışım diye.Kitapta çok büyük hayal kırıklığına uğradım,inanılmaz sıkıcı ve konusu hiç bir yere bağlanmayan havada kalan bir kitaptı.Okurken resmen kalbim sıkıştı sıkıntıdan,sadece başladığım şeyi bitirmeye olan takıntımdan ve ilerledikçe güzelleşir umudumdan dolayı okudum ama benim için sadece zaman kaybıydı diyebilirim.Uzun zamandır ilk defa bir kitap için böyle şeyler düşündüm o yüzden yakın bir zamanda Ahmet Ümit okumayı düşünmüyorum.
Her yerde karşıma çıkmasına dayanamayıp bir de yaşadığım hayal kırıklığından sonra tedavi niyetine olsun diye Grinin 50 Tonu'nu aldım geçenlerde.Bitmesin diye nerdeyse gıdım gıdım okuduğum için bitirmem bu kadar sürdü çünkü tek kelimeyle çok sürükleyiciydi.Her ne kadar konu olarak bana ekstra bir şey katmasa da okurken çok güzel vakit geçirdim ve okuyan her kadın gibi Christian Grey'e aşık oldum tabi ki :) Ana Stele ne kadar safları oynayıp beni deli etse de okurken ikisinin ilişkisini ( seks dışındaki ilişkilerini de ) okumak çok zevkliydi,kadınlar için porno deyimine katılmasam da sıradan bir insan eline alıp okuduğunda neden porno der onu da anladım ayrıca.Kırmızı acı odasını kafamda canlandırmak için çok uğraşsam da genel olarak betimlemeler çok iyiydi ve film gibi canlandırabiliyorsunuz okurken.Kesinlikle tavisye ediyorum,kitabın devamı olan Karanlığın 50 Tonu'nu en kısa zamanda alıp okumayı düşünüyorum onu da okuduğumda paylaşırım.
Kitap bu kadar popüler olunca tabi ki çok çeşitli ürünler de piyasaya çıktı,aşağıdaki t-shirt beni benden aldı bayıldım resmen :) Tarihi belli olmasa da filmin çekileceği kesinleştiği için bu fotoğraflar belki de bize bir fikir verebilir.Christian Grey'in kim olacağı okuyan herkesin merak konusu o yüzden internette ufak bir aramayla binlerce Mr. Grey seçeneğinden birine oy verebilirsiniz.Benim oyum her ne kadar gay de olsa Matt Bomer'e gidiyor,kafamda tamamen onu canlandırmam tesadüf olamaz.
Koyduğum hedeflerin en başında olan bu dönem okuldaki daimi düşüşümden kurtuldum ve gayet güzel bir ortalamayla suspensiondan çıktım,hatta 2 yıldan beri ilk defa hiç almadığım dersleri seçebilmenin haklı gururunu yaşıyorum şu aralar :) her ne kadar b- ve c+ dışında bir not alamasam da transkriptime açıp açıp baktığım doğrudur.Benim için en büyük adım da - her ne kadar babam henüz bilmese de- anneme okulumun bir dönem uzayacağını söyledim,bir yıl demeye gönlüm elvermedi henüz o yüzden bir gerilim anı da seneye yaşayacağım herhalde tekrardan.
Annem ve kardeşim her yıl geleneksel İstanbul'da alışveriş temalı ziyaretini gerçekleştirdi bu sene ve alışverişe doydum deme cüretini bile gösterebilirim bu yüzden.2 hafta boyunca neredeyse aralıksız alışveriş yaptık,aldıklarımı başka bir postta göstermeyi düşünüyorum yoksa bu yazı sonsuzluğa uzar da gider.Ayrıca onlar buradayken artık zayıflama maratonuna başlamam gerektiğini farkettim,ne de olsa yaza 4 ay kaldı,bu sene de bol kıyafetlerin arkasına saklanmak istemiyorum o yüzden şu anda aldığım ( kaçıncı olduğunu bilmiyorum malesef ) kararlardan en zorlusuna pazartesi itibariyle başlayacağımı söylemekten gurur duyuyorum :) haydi kızlar zayıflamaya :)
Geçtiğimiz aylarda yaptıklarımdan aklıma gelenler bu kadar,metamorfozuma ara vermeden devam etmeyi planlıyorum o yüzden bu aralar sık sık bu başlıkla karşılaşabilirsiniz :) hepinize güzel bir yeni okul dönemi diliyorum.
Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit 'i aldığımı ve merak ettiğimi yazmışım,nedense bunu görünce kendime ufak çapta üzüldüm ne kadar meraklı ve heyecanlıymışım diye.Kitapta çok büyük hayal kırıklığına uğradım,inanılmaz sıkıcı ve konusu hiç bir yere bağlanmayan havada kalan bir kitaptı.Okurken resmen kalbim sıkıştı sıkıntıdan,sadece başladığım şeyi bitirmeye olan takıntımdan ve ilerledikçe güzelleşir umudumdan dolayı okudum ama benim için sadece zaman kaybıydı diyebilirim.Uzun zamandır ilk defa bir kitap için böyle şeyler düşündüm o yüzden yakın bir zamanda Ahmet Ümit okumayı düşünmüyorum.
Her yerde karşıma çıkmasına dayanamayıp bir de yaşadığım hayal kırıklığından sonra tedavi niyetine olsun diye Grinin 50 Tonu'nu aldım geçenlerde.Bitmesin diye nerdeyse gıdım gıdım okuduğum için bitirmem bu kadar sürdü çünkü tek kelimeyle çok sürükleyiciydi.Her ne kadar konu olarak bana ekstra bir şey katmasa da okurken çok güzel vakit geçirdim ve okuyan her kadın gibi Christian Grey'e aşık oldum tabi ki :) Ana Stele ne kadar safları oynayıp beni deli etse de okurken ikisinin ilişkisini ( seks dışındaki ilişkilerini de ) okumak çok zevkliydi,kadınlar için porno deyimine katılmasam da sıradan bir insan eline alıp okuduğunda neden porno der onu da anladım ayrıca.Kırmızı acı odasını kafamda canlandırmak için çok uğraşsam da genel olarak betimlemeler çok iyiydi ve film gibi canlandırabiliyorsunuz okurken.Kesinlikle tavisye ediyorum,kitabın devamı olan Karanlığın 50 Tonu'nu en kısa zamanda alıp okumayı düşünüyorum onu da okuduğumda paylaşırım.
Kitap bu kadar popüler olunca tabi ki çok çeşitli ürünler de piyasaya çıktı,aşağıdaki t-shirt beni benden aldı bayıldım resmen :) Tarihi belli olmasa da filmin çekileceği kesinleştiği için bu fotoğraflar belki de bize bir fikir verebilir.Christian Grey'in kim olacağı okuyan herkesin merak konusu o yüzden internette ufak bir aramayla binlerce Mr. Grey seçeneğinden birine oy verebilirsiniz.Benim oyum her ne kadar gay de olsa Matt Bomer'e gidiyor,kafamda tamamen onu canlandırmam tesadüf olamaz.
Koyduğum hedeflerin en başında olan bu dönem okuldaki daimi düşüşümden kurtuldum ve gayet güzel bir ortalamayla suspensiondan çıktım,hatta 2 yıldan beri ilk defa hiç almadığım dersleri seçebilmenin haklı gururunu yaşıyorum şu aralar :) her ne kadar b- ve c+ dışında bir not alamasam da transkriptime açıp açıp baktığım doğrudur.Benim için en büyük adım da - her ne kadar babam henüz bilmese de- anneme okulumun bir dönem uzayacağını söyledim,bir yıl demeye gönlüm elvermedi henüz o yüzden bir gerilim anı da seneye yaşayacağım herhalde tekrardan.
Annem ve kardeşim her yıl geleneksel İstanbul'da alışveriş temalı ziyaretini gerçekleştirdi bu sene ve alışverişe doydum deme cüretini bile gösterebilirim bu yüzden.2 hafta boyunca neredeyse aralıksız alışveriş yaptık,aldıklarımı başka bir postta göstermeyi düşünüyorum yoksa bu yazı sonsuzluğa uzar da gider.Ayrıca onlar buradayken artık zayıflama maratonuna başlamam gerektiğini farkettim,ne de olsa yaza 4 ay kaldı,bu sene de bol kıyafetlerin arkasına saklanmak istemiyorum o yüzden şu anda aldığım ( kaçıncı olduğunu bilmiyorum malesef ) kararlardan en zorlusuna pazartesi itibariyle başlayacağımı söylemekten gurur duyuyorum :) haydi kızlar zayıflamaya :)
Geçtiğimiz aylarda yaptıklarımdan aklıma gelenler bu kadar,metamorfozuma ara vermeden devam etmeyi planlıyorum o yüzden bu aralar sık sık bu başlıkla karşılaşabilirsiniz :) hepinize güzel bir yeni okul dönemi diliyorum.
16 Şubat 2013 Cumartesi
Gezi | Beyoğlu'nda Savrulmalar
Geçenlerde en az 4 5 yıldır görüşmediğim liseden bir arkadaşım beni durduk yere ekledi.Bunca yıldır görüşmediğimiz için lisede küserek ayrıldığımızı düşünsem de kafamda ne onunla ilgili bir anı ne de bir kavga gelmediği için bunca zamandır konuşmamamızın açıklamasını bulamıyorum malesef.Tekrar iletişime geçmemizden 2 3 gün sonra buluşmaya kadar verdik ve İstabul'un iki ayrı ucunda oturduğumuz için herkes gibi hadi Taksim'de buluşalım! fikri çıktı ortaya.Bu yazı benim bir semtte oradan oraya bir tek güzel mekan bulamadan savruluşumun hikayesidir.
Öncelikle aynı anda hem kahvemizi hem sigaramızı içebileceğimiz bir tek mekan bile bulamadığımız için Midpoint'e gitmeye karar verdik.Ben gayet beğendim,Anadolu yakasını ve boğazın neredeyse tamamını gören muhteşem bir terası var,ve iki adımda bir ufolar olduğu için asla üşümüyorsunuz.Fiyatlar benim önyargımın aksine gayet normaldi ve porsiyonlar da doyurucu,sadece çok aşırı kalabalık olduğu için servis biraz yavaş ve garsonlar biraz ilgisiz.Yine de son zamanlarda yediğim en güzel tatlıyı Midpoint'te yedim,sevgili italyan usulü sufle lütfen tekrar bir araya gelelim!
Mekandan çıkınca yüzümüze çarpan soğukla kendimizi ilk bulduğumuz yere atmaya çalıştığımız için sevgilimi de alıp Demirörendeki Nosta'ya gittik.Küçücük bir balkonda sıkış tepiş oturmak zorunda kalsak da malesef sigara içen insanlar olarak 2. sınıf insan muamelesi gördüğümüz için imkanlar çok kısıtlı.Fiyatlar o kadar sıradan bir yere göre biraz pahalı geldi bana ve yer kısıtlı olduğu için garsonlar sürekli sizi masadan masaya gönderiyorlar resmen kişi sayısı arttıkça masa kapmaca oynadık yani.
Bütün akşam boyunca en büyük pişmanlığımı uzun zamandır adını çok duyduğum için merak ettiğim Mürekkep - KafePi de yaşadım.Belki bize öyle denk geldi belki de cumartesi akşamı olduğu için öyleydi bilemiyorum ama bekar değilseniz ve klostrofobiniz varsa uzak durun derim ben.Bir arkadaşımızın doğum günü için gittik,zaten rezervasyonsuz girmek imkansız gibi bir şey,içeri ilk girdiğimizde gayet elit bir ortam gördük herkes şarabını içip masasında yemeğini yiyor,çok hoş hafif bir müzik var ve doğal olarak beğendik, tek eksisi içerde sigara içilmiyor ufak bir bahçeye çıkıyorsunuz sigara içmek için.Saat 11'i geçtikten sonra garsonlar masaları kaldırmaya ve bize zigon sehpa tadında standları getirmeye başladılar.Yaklaşık 10 dakika içinde mekan tıklım tıkış doldu hareket edecek yer kalmadı resmen.Yaşadığım en kötü club tecrübesiydi resmen,kapasitesinin 2 katı kadar ergen dolu,herkesin birbirini ellemeye çalıştığı,ter kokan insanların sürekli birbirini kestiği ve köşelerde yiyiştiği bir yer Mürekep.Doğumgünü pastası kaybolduğu ve o kalabalıkta hareket etmek mümkün olmadığı için bir tek fotoğrafımız yoktu ve google görsellerden bakayım dedim,aslında dekorasyon gayet güzel görünüyor biz anlayamasak da.Kesinlikle hafta sonu gitmeyin derim ben eğer çok kalabalıktan hoşlanmıyorsanız.
Sürekli evde oturduğum zamanlar kendi kendime neden daha fazla dışarı çıkmıyorum,herkes eğleniyor ben evdeyim diye yakındığımda açıp açıp bu postu okumayı planlıyorum artık.Nereye gidersem gideyim (benden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama ) nedense bir türlü güzel mekanlar çıkmıyor şansıma.Bir dahaki sefere arkadaş tavsiyesiyle eğlenmek istiyorum artık.Tecrübe her şeyden önemli galiba :)
Öncelikle aynı anda hem kahvemizi hem sigaramızı içebileceğimiz bir tek mekan bile bulamadığımız için Midpoint'e gitmeye karar verdik.Ben gayet beğendim,Anadolu yakasını ve boğazın neredeyse tamamını gören muhteşem bir terası var,ve iki adımda bir ufolar olduğu için asla üşümüyorsunuz.Fiyatlar benim önyargımın aksine gayet normaldi ve porsiyonlar da doyurucu,sadece çok aşırı kalabalık olduğu için servis biraz yavaş ve garsonlar biraz ilgisiz.Yine de son zamanlarda yediğim en güzel tatlıyı Midpoint'te yedim,sevgili italyan usulü sufle lütfen tekrar bir araya gelelim!
Mekandan çıkınca yüzümüze çarpan soğukla kendimizi ilk bulduğumuz yere atmaya çalıştığımız için sevgilimi de alıp Demirörendeki Nosta'ya gittik.Küçücük bir balkonda sıkış tepiş oturmak zorunda kalsak da malesef sigara içen insanlar olarak 2. sınıf insan muamelesi gördüğümüz için imkanlar çok kısıtlı.Fiyatlar o kadar sıradan bir yere göre biraz pahalı geldi bana ve yer kısıtlı olduğu için garsonlar sürekli sizi masadan masaya gönderiyorlar resmen kişi sayısı arttıkça masa kapmaca oynadık yani.
Bütün akşam boyunca en büyük pişmanlığımı uzun zamandır adını çok duyduğum için merak ettiğim Mürekkep - KafePi de yaşadım.Belki bize öyle denk geldi belki de cumartesi akşamı olduğu için öyleydi bilemiyorum ama bekar değilseniz ve klostrofobiniz varsa uzak durun derim ben.Bir arkadaşımızın doğum günü için gittik,zaten rezervasyonsuz girmek imkansız gibi bir şey,içeri ilk girdiğimizde gayet elit bir ortam gördük herkes şarabını içip masasında yemeğini yiyor,çok hoş hafif bir müzik var ve doğal olarak beğendik, tek eksisi içerde sigara içilmiyor ufak bir bahçeye çıkıyorsunuz sigara içmek için.Saat 11'i geçtikten sonra garsonlar masaları kaldırmaya ve bize zigon sehpa tadında standları getirmeye başladılar.Yaklaşık 10 dakika içinde mekan tıklım tıkış doldu hareket edecek yer kalmadı resmen.Yaşadığım en kötü club tecrübesiydi resmen,kapasitesinin 2 katı kadar ergen dolu,herkesin birbirini ellemeye çalıştığı,ter kokan insanların sürekli birbirini kestiği ve köşelerde yiyiştiği bir yer Mürekep.Doğumgünü pastası kaybolduğu ve o kalabalıkta hareket etmek mümkün olmadığı için bir tek fotoğrafımız yoktu ve google görsellerden bakayım dedim,aslında dekorasyon gayet güzel görünüyor biz anlayamasak da.Kesinlikle hafta sonu gitmeyin derim ben eğer çok kalabalıktan hoşlanmıyorsanız.
Sürekli evde oturduğum zamanlar kendi kendime neden daha fazla dışarı çıkmıyorum,herkes eğleniyor ben evdeyim diye yakındığımda açıp açıp bu postu okumayı planlıyorum artık.Nereye gidersem gideyim (benden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama ) nedense bir türlü güzel mekanlar çıkmıyor şansıma.Bir dahaki sefere arkadaş tavsiyesiyle eğlenmek istiyorum artık.Tecrübe her şeyden önemli galiba :)
24 Aralık 2012 Pazartesi
Kış Gezmeleri
Bu aralar havaların soğumasına rağmen inanılmaz dışarı çıkıyorum.Bütün yaz sıcaktan eve oturmanın acısını çıkardım diyebilirim.Uzun zamandır gitmediğim taksime 2 haftadır sürekli gitmem de bu gezintilere dahil.Artık istiklalde bizim diyebileceğim bir kafemizin olması - by pello - soğuktan donarken gidip bedavaya sıcacık çay içebilmemiz harika oldu.
Her ne kadar ders için de olsa kitap okumak benim için baş uğraş olduğundan verilen ödeve hiç gocunmadan kitap bakmaya gittik geçen gün de.İstanbul kitapçısının yanından bin kere geçip de hiç daha önce farketmemiş olmama rağmen tarifle çok rahat buldum.( kocaman istanbul belediyesi yazıyor her tarafında bulmamak imkansız ) İstanbulla ilgili bir kitap seçmek zorunda olduğumuz ve bu kitapçıya gitmek zorunda kaldığımız için mutsuz bir şekilde girdim içeri,şimdi iğrenç sıkıcı kitapların içinden nasıl seçerim diye.Ama istanbulla ilgili gerçekten çok mükemmel kitaplar vardı,en az 10 kitapta aklım kaldı resmen.Hem bir hafta içinde okumam gerektiği hem de çıktığından beri merak ettiğim için Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit ' i seçtim.Henüz diğer kitabımı bitirmediğim için başlayamadım ama derste hocanın takıntılı olduğu fatih sultan mehmet tarihini işlediği için kafadan bir A yazdım kendime ortalamada.
Tekrar istiklalden yukarı çıkarken kendimize de birer bere aldık kulaklarımız donunca.İsteyip de bulamadığım ressam tarzı bereyi,tarif etmeyi bir türlü beceremesem de bulduğuma cidden sevindim.Bu kış atkı-bere-eldiven üçlüsünden yana pek şansım yok asla istediğimi bulamıyorum,bereyi bulduk şimdi sıra atkıyı eldiveni uydurup bulmakta.Önerilere açığım.
Her ne kadar ders için de olsa kitap okumak benim için baş uğraş olduğundan verilen ödeve hiç gocunmadan kitap bakmaya gittik geçen gün de.İstanbul kitapçısının yanından bin kere geçip de hiç daha önce farketmemiş olmama rağmen tarifle çok rahat buldum.( kocaman istanbul belediyesi yazıyor her tarafında bulmamak imkansız ) İstanbulla ilgili bir kitap seçmek zorunda olduğumuz ve bu kitapçıya gitmek zorunda kaldığımız için mutsuz bir şekilde girdim içeri,şimdi iğrenç sıkıcı kitapların içinden nasıl seçerim diye.Ama istanbulla ilgili gerçekten çok mükemmel kitaplar vardı,en az 10 kitapta aklım kaldı resmen.Hem bir hafta içinde okumam gerektiği hem de çıktığından beri merak ettiğim için Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit ' i seçtim.Henüz diğer kitabımı bitirmediğim için başlayamadım ama derste hocanın takıntılı olduğu fatih sultan mehmet tarihini işlediği için kafadan bir A yazdım kendime ortalamada.
Tekrar istiklalden yukarı çıkarken kendimize de birer bere aldık kulaklarımız donunca.İsteyip de bulamadığım ressam tarzı bereyi,tarif etmeyi bir türlü beceremesem de bulduğuma cidden sevindim.Bu kış atkı-bere-eldiven üçlüsünden yana pek şansım yok asla istediğimi bulamıyorum,bereyi bulduk şimdi sıra atkıyı eldiveni uydurup bulmakta.Önerilere açığım.
Etiketler:
ahmet ümit,
bere,
Günlük Hayat,
istanbul,
kitapçı,
taksim
22 Aralık 2012 Cumartesi
Gossip Girl
Kitabını ilk okuduğumdan beri hayatımda kocaman yer kaplayan bir diziyi dün gece bitirdim.
Son sezonu,hatta son 2 sezonu ne kadar saçmalamış olsa da finalde inanılmaz bir vuruş yaptı ve ağzım açık izledim diyebilirim.
Dan'e halil sezai desek de nedense birden gözümde bir karizmalandı son bölümdeki haliyle,sanırım gossip girl olmasının bunda etkisi çok.
Blair ve Chuck'ın çocuğu beni benden aldı hatta,nasıl buldunuz o çocuğu resmen küçük bir Chuck,takım elbisesi olsun mendili olsun muhteşem tatlıydı.
Jenny'nin yıllarca dizide olmadığını ve ona olan özlemim düşünülürse final bölümünde-her ne kadar boyu 2 metre gibi görünse de- ortaya çıkması harikaydı.
İçim çok sızladı,aman nolcak zaten çok kötüydü son bölümler,bitsin de kurtulalım derken gerçekten başıma gelince,bitmesi çok koydu diyebilirim.
Ben liseliyken onlar da liseliydi,üniversiteli oldular ben de oldum ve şimdi bitince ne yapabilirim şaşırdım açıkçası.
Küçümsesek de dolaylı da olsa bize yol gösteriyorlardı bir nevi..
Gossip Girl -gg- bitsen de kalbimizdesin.
Şu an en baştan diziye başladığım ve 1. sezonun ortalarına 1 günde geldiğim de doğrudur :)
Yavaş yavaş izlemeye çalışsam da şu ilk sezon nasıl inanılmaz bir sezonmuş onu da hatırladım o yüzden,
sanıyorum ki yılbaşı geçesi bu gidişle finali tekrar izleyeceğim..
Etiketler:
Blair,
Chuck,
Dan,
final,
GG,
Gossip Girl,
Gözüme Takılanlar,
GÖZÜME TAKILANLAR,
Jenny,
Nate,
okul,
Season 6,
Serena
Metamorfoz
Bu aralar sürekli bir şeyler başarabilmenin,yapabilmenin haklı gururu içindeyim.
Geçen sene neredeyse altında kaldığım o ölü toprağını atmak ve silkelenip kendime gelmek sanırım verdiğim en iyi karardı.
Sadece 3 ay geçmesine rağmen bu süre zarfında hem okula gitmek,hem uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı görmek hayata bakışımı resmen tazeledi.
Boş gezmenin,hazırdan para yemenin ne kadar rahat olduğunu düşünürken aslında bir amaç uğruna çalışmanın nasıl bir lütuf olduğunu gözden kaçırmışım.
Ani ama kesin bir kararla verdiğim 12 kilonun beni nasıl etkilediğini görmek şaşırtıcı,sadece kilo değilmiş demek ki yüklerimi de atmışım sırtımdan.
Koca bir senemi heba etmek aslında bana haytta neleri kaçırdığımı,nasıl yaşamam gerektiğini,zamanın ne kadar önemli olduğunu ve geride kalmanın nasıl bir his olduğunu
tokat gibi çarptı resmen yüzüme.
Bugün 22 yaşında olduğumu ve asla bir daha bu yaşı tekrar yaşamayacağımı gösterdi.
İnsanın bir amacı olmasının ve bu amaç uğruna ilerlemesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Hiç bir şeyi ertelememenin bana neler kazandırdığını gösterdi.
Elimdekine şükretmeden nasıl mutlu olamayacağımı gösterdi.Şükretmeyi gösterdi.
Düşüncenin aslında ne kadar yer kapladığını,inanç olmadan başarı olmayacağını gösterdi.
Bütün bu gerçekler beni düşünmeye ve aslında ömrümü nasıl geçirmek istediğime karar vermeye itti beni.
Ve en sonunda bunca zaman kendime itiraf edemediğimin ne olduğunu anladım,dünyayı değiştirmek ve iz bırakmak istiyorum ben.
Sıradanlıktan kaçıp farklı olmak istiyorum..
18.12.2012 / İstanbul
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















