Okul arkadaşlarımla hepimiz çok kel alaka yerlerde oturduğumuz için okul dışında genelde pek görüşemiyoruz. Bu aralar sınavlardı ödevlerdi uğraşıp durduğumuz için akşamın 8 9 una kadar okulda olduğum için de açıkçası bıktım biraz. Normalde bu sene mezun olmam gerekirken 1 sene uzattığım için kendimi çok stres altında hissediyorum zaten, çoğu dönem arkadaşımın mezuniyet balosu planı yapması, keplerle fotoğraf çekilmesi üstüne tuz biber oluyor. O yüzden özellikle hazirana yaklaştığımız şu aralar okulda olmaktan sıkılıyorum bunalıyorum. Bu sebeplerden dolayı bugün kızlarla kadıköy gezmesi yapalım kafa dağıtalım dedik çok da iyi oldu çok da güzel oldu ne yalan söyliyim. Geçen sene Mudo'dan aldığım tiril tiril beyaz gömleğimi giyme fırsatım da oldu böylece :) Önce kadıköyden yürüyerek modaya gittik ve nefis bir esinti eşliğinde çaylarımızı içip simitlerimizi yedik, daha sonra çarşının içinde türk kahvemizi içtik en son da Benzin'de birer bira söyledik kendimize. Ders dışında başka şeyler konuştuk ve havanın tadını çıkardık. Gerçekten çok iyi geldi bana bu buluşma.Benim gibi okulu uzatan, okula gittikçe çıldırası gelen varsa tavsiye ederim en azından bir gün uzaklaşıp kafa dağıtmayı. Şu an stresi de attığım için beynimden çok daha rahat hazırlanabilirim her şeye, kısacası bugün ben mutluyum :)
Günlük Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günlük Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Nisan 2013 Salı
Kafa Dağıtmak İyidir
Etiketler:
gezi,
GEZİ,
Günlük Hayat,
kadıköy benzin,
kafa dağıtma,
okul uzatma,
sınavlar,
stres
16 Nisan 2013 Salı
Kısa Kısa
*Sevgilimle 3. yıldönümümüzü kutladık geçen hafta,bana çok güzel bir yemek pişirmiş, ben de süpriz yaparım diye şarap almıştım :) Hediye vermeceli, eğlenceli, ama sakin, samimi çok tatlı bir kutlama yaptık.
*Kedimiz Bıdık'ın hamile olduğunu öğrendik, yaklaşık 1 aylıkmış ve mayıs ortası gibi veterinerimize göre 3 küçük bebek doğurabilirmiş.
*Şu aralar Alper Canıgüz'ün Oğullar ve Rencide Ruhlar kitabını okuyorum. 5 yaşındaki bir çocuğun gözünden dünyayı anlatması gerçekten bu yoğunlukta çok iyi geliyor bana.
*Vize haftam olduğu için kendimi kitapların notların arasında kaybediyorum, masamın şu hali 2 haftadır hiç değişmedi malesef.
*Dışarı çıkmaya çok mecalim olmadığı için kendimi sürekli ( havalar bozuk olsa da ) yakınımızdaki parka atıp hem temiz hava alıyorum hem de huzur buluyorum.
*Zayıflama günlüğüme yazamıyorum çünkü şu aralar çok düzensiz yaşıyorum ve değil zayıflamak üstüne kilo almış bile olabilirim :( Önümüzdeki hafta çok disiplinli bir şekilde, taviz vermeden devam etmeyi planlıyorum.
Bu aralar kısa kısa ben bunları yapıyorum, sınavlarım geçer geçmez - ve umarım havalar da düzelmiş olursa - mis gibi deniz kokulu biz gezi yapmayı düşünüyorum ve bol bol fotoğraf çekmeyi tabi ki :)
Etiketler:
alper canıgüz,
Günlük Hayat,
hamile,
Kedi,
oğullar ve rencide ruhlar,
park,
vize haftası,
yıldönümü
18 Şubat 2013 Pazartesi
Değişikliğe 1. Adım
Uzunca bir aradan sonra geri döndüm :) en son yazdıklarıma baktım ve geçen ayların şöyle bir özetini geçmek istiyorum şu an;
Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit 'i aldığımı ve merak ettiğimi yazmışım,nedense bunu görünce kendime ufak çapta üzüldüm ne kadar meraklı ve heyecanlıymışım diye.Kitapta çok büyük hayal kırıklığına uğradım,inanılmaz sıkıcı ve konusu hiç bir yere bağlanmayan havada kalan bir kitaptı.Okurken resmen kalbim sıkıştı sıkıntıdan,sadece başladığım şeyi bitirmeye olan takıntımdan ve ilerledikçe güzelleşir umudumdan dolayı okudum ama benim için sadece zaman kaybıydı diyebilirim.Uzun zamandır ilk defa bir kitap için böyle şeyler düşündüm o yüzden yakın bir zamanda Ahmet Ümit okumayı düşünmüyorum.
Her yerde karşıma çıkmasına dayanamayıp bir de yaşadığım hayal kırıklığından sonra tedavi niyetine olsun diye Grinin 50 Tonu'nu aldım geçenlerde.Bitmesin diye nerdeyse gıdım gıdım okuduğum için bitirmem bu kadar sürdü çünkü tek kelimeyle çok sürükleyiciydi.Her ne kadar konu olarak bana ekstra bir şey katmasa da okurken çok güzel vakit geçirdim ve okuyan her kadın gibi Christian Grey'e aşık oldum tabi ki :) Ana Stele ne kadar safları oynayıp beni deli etse de okurken ikisinin ilişkisini ( seks dışındaki ilişkilerini de ) okumak çok zevkliydi,kadınlar için porno deyimine katılmasam da sıradan bir insan eline alıp okuduğunda neden porno der onu da anladım ayrıca.Kırmızı acı odasını kafamda canlandırmak için çok uğraşsam da genel olarak betimlemeler çok iyiydi ve film gibi canlandırabiliyorsunuz okurken.Kesinlikle tavisye ediyorum,kitabın devamı olan Karanlığın 50 Tonu'nu en kısa zamanda alıp okumayı düşünüyorum onu da okuduğumda paylaşırım.
Kitap bu kadar popüler olunca tabi ki çok çeşitli ürünler de piyasaya çıktı,aşağıdaki t-shirt beni benden aldı bayıldım resmen :) Tarihi belli olmasa da filmin çekileceği kesinleştiği için bu fotoğraflar belki de bize bir fikir verebilir.Christian Grey'in kim olacağı okuyan herkesin merak konusu o yüzden internette ufak bir aramayla binlerce Mr. Grey seçeneğinden birine oy verebilirsiniz.Benim oyum her ne kadar gay de olsa Matt Bomer'e gidiyor,kafamda tamamen onu canlandırmam tesadüf olamaz.
Koyduğum hedeflerin en başında olan bu dönem okuldaki daimi düşüşümden kurtuldum ve gayet güzel bir ortalamayla suspensiondan çıktım,hatta 2 yıldan beri ilk defa hiç almadığım dersleri seçebilmenin haklı gururunu yaşıyorum şu aralar :) her ne kadar b- ve c+ dışında bir not alamasam da transkriptime açıp açıp baktığım doğrudur.Benim için en büyük adım da - her ne kadar babam henüz bilmese de- anneme okulumun bir dönem uzayacağını söyledim,bir yıl demeye gönlüm elvermedi henüz o yüzden bir gerilim anı da seneye yaşayacağım herhalde tekrardan.
Annem ve kardeşim her yıl geleneksel İstanbul'da alışveriş temalı ziyaretini gerçekleştirdi bu sene ve alışverişe doydum deme cüretini bile gösterebilirim bu yüzden.2 hafta boyunca neredeyse aralıksız alışveriş yaptık,aldıklarımı başka bir postta göstermeyi düşünüyorum yoksa bu yazı sonsuzluğa uzar da gider.Ayrıca onlar buradayken artık zayıflama maratonuna başlamam gerektiğini farkettim,ne de olsa yaza 4 ay kaldı,bu sene de bol kıyafetlerin arkasına saklanmak istemiyorum o yüzden şu anda aldığım ( kaçıncı olduğunu bilmiyorum malesef ) kararlardan en zorlusuna pazartesi itibariyle başlayacağımı söylemekten gurur duyuyorum :) haydi kızlar zayıflamaya :)
Geçtiğimiz aylarda yaptıklarımdan aklıma gelenler bu kadar,metamorfozuma ara vermeden devam etmeyi planlıyorum o yüzden bu aralar sık sık bu başlıkla karşılaşabilirsiniz :) hepinize güzel bir yeni okul dönemi diliyorum.
Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit 'i aldığımı ve merak ettiğimi yazmışım,nedense bunu görünce kendime ufak çapta üzüldüm ne kadar meraklı ve heyecanlıymışım diye.Kitapta çok büyük hayal kırıklığına uğradım,inanılmaz sıkıcı ve konusu hiç bir yere bağlanmayan havada kalan bir kitaptı.Okurken resmen kalbim sıkıştı sıkıntıdan,sadece başladığım şeyi bitirmeye olan takıntımdan ve ilerledikçe güzelleşir umudumdan dolayı okudum ama benim için sadece zaman kaybıydı diyebilirim.Uzun zamandır ilk defa bir kitap için böyle şeyler düşündüm o yüzden yakın bir zamanda Ahmet Ümit okumayı düşünmüyorum.
Her yerde karşıma çıkmasına dayanamayıp bir de yaşadığım hayal kırıklığından sonra tedavi niyetine olsun diye Grinin 50 Tonu'nu aldım geçenlerde.Bitmesin diye nerdeyse gıdım gıdım okuduğum için bitirmem bu kadar sürdü çünkü tek kelimeyle çok sürükleyiciydi.Her ne kadar konu olarak bana ekstra bir şey katmasa da okurken çok güzel vakit geçirdim ve okuyan her kadın gibi Christian Grey'e aşık oldum tabi ki :) Ana Stele ne kadar safları oynayıp beni deli etse de okurken ikisinin ilişkisini ( seks dışındaki ilişkilerini de ) okumak çok zevkliydi,kadınlar için porno deyimine katılmasam da sıradan bir insan eline alıp okuduğunda neden porno der onu da anladım ayrıca.Kırmızı acı odasını kafamda canlandırmak için çok uğraşsam da genel olarak betimlemeler çok iyiydi ve film gibi canlandırabiliyorsunuz okurken.Kesinlikle tavisye ediyorum,kitabın devamı olan Karanlığın 50 Tonu'nu en kısa zamanda alıp okumayı düşünüyorum onu da okuduğumda paylaşırım.
Kitap bu kadar popüler olunca tabi ki çok çeşitli ürünler de piyasaya çıktı,aşağıdaki t-shirt beni benden aldı bayıldım resmen :) Tarihi belli olmasa da filmin çekileceği kesinleştiği için bu fotoğraflar belki de bize bir fikir verebilir.Christian Grey'in kim olacağı okuyan herkesin merak konusu o yüzden internette ufak bir aramayla binlerce Mr. Grey seçeneğinden birine oy verebilirsiniz.Benim oyum her ne kadar gay de olsa Matt Bomer'e gidiyor,kafamda tamamen onu canlandırmam tesadüf olamaz.
Koyduğum hedeflerin en başında olan bu dönem okuldaki daimi düşüşümden kurtuldum ve gayet güzel bir ortalamayla suspensiondan çıktım,hatta 2 yıldan beri ilk defa hiç almadığım dersleri seçebilmenin haklı gururunu yaşıyorum şu aralar :) her ne kadar b- ve c+ dışında bir not alamasam da transkriptime açıp açıp baktığım doğrudur.Benim için en büyük adım da - her ne kadar babam henüz bilmese de- anneme okulumun bir dönem uzayacağını söyledim,bir yıl demeye gönlüm elvermedi henüz o yüzden bir gerilim anı da seneye yaşayacağım herhalde tekrardan.
Annem ve kardeşim her yıl geleneksel İstanbul'da alışveriş temalı ziyaretini gerçekleştirdi bu sene ve alışverişe doydum deme cüretini bile gösterebilirim bu yüzden.2 hafta boyunca neredeyse aralıksız alışveriş yaptık,aldıklarımı başka bir postta göstermeyi düşünüyorum yoksa bu yazı sonsuzluğa uzar da gider.Ayrıca onlar buradayken artık zayıflama maratonuna başlamam gerektiğini farkettim,ne de olsa yaza 4 ay kaldı,bu sene de bol kıyafetlerin arkasına saklanmak istemiyorum o yüzden şu anda aldığım ( kaçıncı olduğunu bilmiyorum malesef ) kararlardan en zorlusuna pazartesi itibariyle başlayacağımı söylemekten gurur duyuyorum :) haydi kızlar zayıflamaya :)
Geçtiğimiz aylarda yaptıklarımdan aklıma gelenler bu kadar,metamorfozuma ara vermeden devam etmeyi planlıyorum o yüzden bu aralar sık sık bu başlıkla karşılaşabilirsiniz :) hepinize güzel bir yeni okul dönemi diliyorum.
24 Aralık 2012 Pazartesi
Kış Gezmeleri
Bu aralar havaların soğumasına rağmen inanılmaz dışarı çıkıyorum.Bütün yaz sıcaktan eve oturmanın acısını çıkardım diyebilirim.Uzun zamandır gitmediğim taksime 2 haftadır sürekli gitmem de bu gezintilere dahil.Artık istiklalde bizim diyebileceğim bir kafemizin olması - by pello - soğuktan donarken gidip bedavaya sıcacık çay içebilmemiz harika oldu.
Her ne kadar ders için de olsa kitap okumak benim için baş uğraş olduğundan verilen ödeve hiç gocunmadan kitap bakmaya gittik geçen gün de.İstanbul kitapçısının yanından bin kere geçip de hiç daha önce farketmemiş olmama rağmen tarifle çok rahat buldum.( kocaman istanbul belediyesi yazıyor her tarafında bulmamak imkansız ) İstanbulla ilgili bir kitap seçmek zorunda olduğumuz ve bu kitapçıya gitmek zorunda kaldığımız için mutsuz bir şekilde girdim içeri,şimdi iğrenç sıkıcı kitapların içinden nasıl seçerim diye.Ama istanbulla ilgili gerçekten çok mükemmel kitaplar vardı,en az 10 kitapta aklım kaldı resmen.Hem bir hafta içinde okumam gerektiği hem de çıktığından beri merak ettiğim için Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit ' i seçtim.Henüz diğer kitabımı bitirmediğim için başlayamadım ama derste hocanın takıntılı olduğu fatih sultan mehmet tarihini işlediği için kafadan bir A yazdım kendime ortalamada.
Tekrar istiklalden yukarı çıkarken kendimize de birer bere aldık kulaklarımız donunca.İsteyip de bulamadığım ressam tarzı bereyi,tarif etmeyi bir türlü beceremesem de bulduğuma cidden sevindim.Bu kış atkı-bere-eldiven üçlüsünden yana pek şansım yok asla istediğimi bulamıyorum,bereyi bulduk şimdi sıra atkıyı eldiveni uydurup bulmakta.Önerilere açığım.
Her ne kadar ders için de olsa kitap okumak benim için baş uğraş olduğundan verilen ödeve hiç gocunmadan kitap bakmaya gittik geçen gün de.İstanbul kitapçısının yanından bin kere geçip de hiç daha önce farketmemiş olmama rağmen tarifle çok rahat buldum.( kocaman istanbul belediyesi yazıyor her tarafında bulmamak imkansız ) İstanbulla ilgili bir kitap seçmek zorunda olduğumuz ve bu kitapçıya gitmek zorunda kaldığımız için mutsuz bir şekilde girdim içeri,şimdi iğrenç sıkıcı kitapların içinden nasıl seçerim diye.Ama istanbulla ilgili gerçekten çok mükemmel kitaplar vardı,en az 10 kitapta aklım kaldı resmen.Hem bir hafta içinde okumam gerektiği hem de çıktığından beri merak ettiğim için Sultanı Öldürmek - Ahmet Ümit ' i seçtim.Henüz diğer kitabımı bitirmediğim için başlayamadım ama derste hocanın takıntılı olduğu fatih sultan mehmet tarihini işlediği için kafadan bir A yazdım kendime ortalamada.
Tekrar istiklalden yukarı çıkarken kendimize de birer bere aldık kulaklarımız donunca.İsteyip de bulamadığım ressam tarzı bereyi,tarif etmeyi bir türlü beceremesem de bulduğuma cidden sevindim.Bu kış atkı-bere-eldiven üçlüsünden yana pek şansım yok asla istediğimi bulamıyorum,bereyi bulduk şimdi sıra atkıyı eldiveni uydurup bulmakta.Önerilere açığım.
Etiketler:
ahmet ümit,
bere,
Günlük Hayat,
istanbul,
kitapçı,
taksim
22 Aralık 2012 Cumartesi
Metamorfoz
Bu aralar sürekli bir şeyler başarabilmenin,yapabilmenin haklı gururu içindeyim.
Geçen sene neredeyse altında kaldığım o ölü toprağını atmak ve silkelenip kendime gelmek sanırım verdiğim en iyi karardı.
Sadece 3 ay geçmesine rağmen bu süre zarfında hem okula gitmek,hem uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı görmek hayata bakışımı resmen tazeledi.
Boş gezmenin,hazırdan para yemenin ne kadar rahat olduğunu düşünürken aslında bir amaç uğruna çalışmanın nasıl bir lütuf olduğunu gözden kaçırmışım.
Ani ama kesin bir kararla verdiğim 12 kilonun beni nasıl etkilediğini görmek şaşırtıcı,sadece kilo değilmiş demek ki yüklerimi de atmışım sırtımdan.
Koca bir senemi heba etmek aslında bana haytta neleri kaçırdığımı,nasıl yaşamam gerektiğini,zamanın ne kadar önemli olduğunu ve geride kalmanın nasıl bir his olduğunu
tokat gibi çarptı resmen yüzüme.
Bugün 22 yaşında olduğumu ve asla bir daha bu yaşı tekrar yaşamayacağımı gösterdi.
İnsanın bir amacı olmasının ve bu amaç uğruna ilerlemesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Hiç bir şeyi ertelememenin bana neler kazandırdığını gösterdi.
Elimdekine şükretmeden nasıl mutlu olamayacağımı gösterdi.Şükretmeyi gösterdi.
Düşüncenin aslında ne kadar yer kapladığını,inanç olmadan başarı olmayacağını gösterdi.
Bütün bu gerçekler beni düşünmeye ve aslında ömrümü nasıl geçirmek istediğime karar vermeye itti beni.
Ve en sonunda bunca zaman kendime itiraf edemediğimin ne olduğunu anladım,dünyayı değiştirmek ve iz bırakmak istiyorum ben.
Sıradanlıktan kaçıp farklı olmak istiyorum..
18.12.2012 / İstanbul
14 Nisan 2012 Cumartesi
Kesik Parmak Cinayetleri
Bundan tam 2 hafta önce biliyorsunuz ki YGSnin bir önceki gecesiydi.Ankara da sınava gireceği için evde sürekli o ne derse yapma,kölesi olma psikolojisinde gezdim o gece,su dedi su verdim,sigara dedi yaktım,gece 12de acıktım diyip yemek isteyince bile tamam dedim.Bir güzel markete gittim,cordon blue aldım eve geldim girdim mutfağa.Pilavı önden yapmıştım o yüzden sadece cordon blueları ısıtmak kalmıştı geriye.Paketini açtım ve bunlar niye bu kadar soğuk diye düşünürken acı gerçekle o an karşılaştım;sevgili marketimiz dipfrize koymuş canım tavukları ve o tavuk parçaları da birbirine yapışmıştı.Hiç moralimi bozmayıp bir cengaver edasıyla işe giriştim;elimle ayırmaya çalıştım olmadı tabi,tezgaha vurup kırmaya çalıştım o da olmadı,hatta biraz ısıtıp öyle ayırmaya çalıştım hiç fayda etmedi,ve süper fikrim o anda geldi aklıma..bıçakla ayırmak!
Bir elime tırtıklı diye tabir ettiğimiz bıçaklardan,diğer elime de cordon blue parçasını aldım,düz mantık kullanarak bıçağı aradan sokmaya çalıştım,biraz zorladım ve bir anda inanılmaz bir acı hissettim.Merhaba ben sakar.Parçalar ayrılmıştı ayrılmasına ama elimden kan boşalıyordu.Hemen banyoya koşup suya tuttum parmağımı ve suyun berraklaşmasını bekledim yara bandı yapıştırmak için,tabi bu yaklaşık 5 dakika kadar sürünce,şöyle bir parmağıma bakayım dedim ve görebildiğim kadarıyla karşıma eklem yerinden ikiye ayrılmış bir et parçası ve bir tutam kemik geldi.Bu zamana kadar mutfakta bilumum yerlerimi kesip,her seferinde minik sıyrıklarla atlattığım için olayı bu durumda ne yapılır bilemedik,aklımıza gelen ilk şeyi yaptık fırladık koştuk hastaneye.Gecenin birinde taksiye atladık gittik acile ve hayatımda ilk dikişim 22 yaşımda atılmış oldu.Tamm 5 dikiş dile kolay,minicik parmağa,hem de sol elime ( solağım da biraz ).O elimi ne suya sokabildim,ne yazı yazabildim ve akabinde sınavlara girebildim,ne ev işi yapabildim ( bulaşık yıkayamadığım için inanılmaz üzüldüm tabi ).Yaklaşık bir hafta hayat zehir oldu bana.
Geçen süre zarfında,biraz daha fazla pratik düşündüm alternatif yollar aradım..Evi süpüremediğim için alfi traş ettirdik ki tüy dökmesin,saçımı kestirdim ki yıkamak kolay olsun,dışardan yemek söyledik ki bulaşık olmasın diye.Duş almayı çok özledim o yüzden itiraf ediyorum cuma günü aldırmam gereken dikişleri çarşamba günü aldırdım ve dikişlerim alınınca ilk yaptığım şey upuzun sıcacık bir duş oldu,sabah kalkınca elimi yüzümü yıkamak oldu foşur foşur.Yine de ilk bir kaç gün panik oldum dikişler de gidince,elim sanki her harekette ayrılcakmış tekrar gibi geliyodu ama şimdi parmağım kabuk bağladı,çok rahat hareket ettirebiliyorum.Çakallığı da elden bırakmadım tabi önüme gelen herkese elini suya çok sokma dedirttiğim için bulaşıklar bir süre daha Ankara'da :) ve artık şu duayı da ediyorum,allah kimseyi tek elli bırakmasın.Amin.
Not : Fotoğraftaki yara bantlarına bayıldım!
Bir elime tırtıklı diye tabir ettiğimiz bıçaklardan,diğer elime de cordon blue parçasını aldım,düz mantık kullanarak bıçağı aradan sokmaya çalıştım,biraz zorladım ve bir anda inanılmaz bir acı hissettim.Merhaba ben sakar.Parçalar ayrılmıştı ayrılmasına ama elimden kan boşalıyordu.Hemen banyoya koşup suya tuttum parmağımı ve suyun berraklaşmasını bekledim yara bandı yapıştırmak için,tabi bu yaklaşık 5 dakika kadar sürünce,şöyle bir parmağıma bakayım dedim ve görebildiğim kadarıyla karşıma eklem yerinden ikiye ayrılmış bir et parçası ve bir tutam kemik geldi.Bu zamana kadar mutfakta bilumum yerlerimi kesip,her seferinde minik sıyrıklarla atlattığım için olayı bu durumda ne yapılır bilemedik,aklımıza gelen ilk şeyi yaptık fırladık koştuk hastaneye.Gecenin birinde taksiye atladık gittik acile ve hayatımda ilk dikişim 22 yaşımda atılmış oldu.Tamm 5 dikiş dile kolay,minicik parmağa,hem de sol elime ( solağım da biraz ).O elimi ne suya sokabildim,ne yazı yazabildim ve akabinde sınavlara girebildim,ne ev işi yapabildim ( bulaşık yıkayamadığım için inanılmaz üzüldüm tabi ).Yaklaşık bir hafta hayat zehir oldu bana.
Geçen süre zarfında,biraz daha fazla pratik düşündüm alternatif yollar aradım..Evi süpüremediğim için alfi traş ettirdik ki tüy dökmesin,saçımı kestirdim ki yıkamak kolay olsun,dışardan yemek söyledik ki bulaşık olmasın diye.Duş almayı çok özledim o yüzden itiraf ediyorum cuma günü aldırmam gereken dikişleri çarşamba günü aldırdım ve dikişlerim alınınca ilk yaptığım şey upuzun sıcacık bir duş oldu,sabah kalkınca elimi yüzümü yıkamak oldu foşur foşur.Yine de ilk bir kaç gün panik oldum dikişler de gidince,elim sanki her harekette ayrılcakmış tekrar gibi geliyodu ama şimdi parmağım kabuk bağladı,çok rahat hareket ettirebiliyorum.Çakallığı da elden bırakmadım tabi önüme gelen herkese elini suya çok sokma dedirttiğim için bulaşıklar bir süre daha Ankara'da :) ve artık şu duayı da ediyorum,allah kimseyi tek elli bırakmasın.Amin.
Not : Fotoğraftaki yara bantlarına bayıldım!
Etiketler:
bulaşık,
dikiş,
Günlük Hayat,
kesik parmak,
yara bandı
29 Mart 2012 Perşembe
Eski Sevgili Hatıraları
Geçenlerde bir arkadaşım ve sevgilisinin geçici olarak bende kaldığını anlatmıştım,evsiz kalmışlardı ve ev arıyolardı.İşte şimdi o arkadaşım sevgilisiyle beraber eve çıktı,taşınmalarına yardım etmek de tabi bize düştü.Meraba ben hamal.
Taşınmaktan nefret etmem bir yana dursun bu sefer hem atılcaklar ayrılıp hem işe yarayanlar 1 günde paketlenip taşındı.Kız evine de erkek evine de giden ben olduğum için çok tuhaf şeyler gözüme çarptı,özellikle uzun zamandır ilk defa sevgilisi olan ve daha 3 ayları bile dolmadan eve çıkan arkadaşım çok tedirgindi,onu da mı bıraksam bunu da mı götürsem derken en can alıcı eşyalar ortaya çıktı.ESKİ SEVGİLİ HATIRALARI.Fi tarihinde ayrıldığı bilmem ne kadar çıktığı ( çıkmak kadar da ilginç bir anlatım olamaz ) eski sevgilisinden kalan fotoğraftır,notlardır,hediyelerdir hatta ilk alınan şarj aletidir (!) kocaman bir kutusu varmış her kız gibi ve bunları napsam diye düşünüyo.
Şu olayda da görüldüğü üzere nedense her çift birlikte olmaya başladıkları gün doğmuş gibi davranıyor birbirlerine,sanki ondan önce hiç hayatını yaşamamış gibi.Geçmişe dair bir kıskançlık mı ararsın,eski sevgililerin ıvır zıvırlarını görünce sanki dinozor görmüş gibi şok olup çıldırmalar mı ararsın neler neler.Ya ben çok genişim bu konularda ya da millet çok abartıyor.Yani sen bu kızla/erkekle başlamışsın bişeylere,seviyorum diyosun,sevdiğine eminim diyosun o zaman niye bu eşyalar dert oluyor anlam veremiyorum ben.
Her neyse verdi bana eşyaları bunları götür sakla sende dursun aman bıdıbıdı görmesin dedi,aldım eve getirdim.Ertesi gün gittik erkek evine,ben bi yandan eşyaları topluyorum,Ankara bi yandan bıdıbıdıyla odada atılcakları ayırıyo,bi baktım çat kapı kitlendi!5 dakika sonra hiç bişey olmamış gibi çıktılar odadan tabi ağızlar mühürlü.Her şey toplandı taşındı derken biz ceset misali eve döndük ve bir canavar edasıyla yapıştım boynuna noldu orda diye.Meğerse garibim o da aynı dertten muzdaripmiş,neymiş eski sevgilisi buna,bir fanus içine 365 tane yazdığı notla hediye hazırlamış bilmem ne gününde vermiş.Aslında çok özel güzel bi hediye yani,en azından el yapımı,emek harcanmış.Sen al bunun içindeki notları çöpe at,fanusu da yolda kır,erkek duygusuzluğu işte.Tanımadığım bi kızın görmediğim hediyesini düşününce içimi bi hüzün kapladı akşam akşam,oturdum düşündüm.Şöyle bir banka açsak,millet evlenirken ne biliyim beraber yaşamadan önce gelseler eski sevgililerinden/nişanlılarından/kocalarından kalan anıları getirseler gizli kasalara koysalar,en azından bi zamanlar o çok sevdikleri,aşık oldukları insanların bıraktığı şeyler salak bir çöp torbasında heba olmasa.Evet evet böyle bir girişimde bulunalım biz.Belki bu zamana kadar kazanamadığımız parayı burdan kazanırız.
Taşınmaktan nefret etmem bir yana dursun bu sefer hem atılcaklar ayrılıp hem işe yarayanlar 1 günde paketlenip taşındı.Kız evine de erkek evine de giden ben olduğum için çok tuhaf şeyler gözüme çarptı,özellikle uzun zamandır ilk defa sevgilisi olan ve daha 3 ayları bile dolmadan eve çıkan arkadaşım çok tedirgindi,onu da mı bıraksam bunu da mı götürsem derken en can alıcı eşyalar ortaya çıktı.ESKİ SEVGİLİ HATIRALARI.Fi tarihinde ayrıldığı bilmem ne kadar çıktığı ( çıkmak kadar da ilginç bir anlatım olamaz ) eski sevgilisinden kalan fotoğraftır,notlardır,hediyelerdir hatta ilk alınan şarj aletidir (!) kocaman bir kutusu varmış her kız gibi ve bunları napsam diye düşünüyo.
Şu olayda da görüldüğü üzere nedense her çift birlikte olmaya başladıkları gün doğmuş gibi davranıyor birbirlerine,sanki ondan önce hiç hayatını yaşamamış gibi.Geçmişe dair bir kıskançlık mı ararsın,eski sevgililerin ıvır zıvırlarını görünce sanki dinozor görmüş gibi şok olup çıldırmalar mı ararsın neler neler.Ya ben çok genişim bu konularda ya da millet çok abartıyor.Yani sen bu kızla/erkekle başlamışsın bişeylere,seviyorum diyosun,sevdiğine eminim diyosun o zaman niye bu eşyalar dert oluyor anlam veremiyorum ben.
Her neyse verdi bana eşyaları bunları götür sakla sende dursun aman bıdıbıdı görmesin dedi,aldım eve getirdim.Ertesi gün gittik erkek evine,ben bi yandan eşyaları topluyorum,Ankara bi yandan bıdıbıdıyla odada atılcakları ayırıyo,bi baktım çat kapı kitlendi!5 dakika sonra hiç bişey olmamış gibi çıktılar odadan tabi ağızlar mühürlü.Her şey toplandı taşındı derken biz ceset misali eve döndük ve bir canavar edasıyla yapıştım boynuna noldu orda diye.Meğerse garibim o da aynı dertten muzdaripmiş,neymiş eski sevgilisi buna,bir fanus içine 365 tane yazdığı notla hediye hazırlamış bilmem ne gününde vermiş.Aslında çok özel güzel bi hediye yani,en azından el yapımı,emek harcanmış.Sen al bunun içindeki notları çöpe at,fanusu da yolda kır,erkek duygusuzluğu işte.Tanımadığım bi kızın görmediğim hediyesini düşününce içimi bi hüzün kapladı akşam akşam,oturdum düşündüm.Şöyle bir banka açsak,millet evlenirken ne biliyim beraber yaşamadan önce gelseler eski sevgililerinden/nişanlılarından/kocalarından kalan anıları getirseler gizli kasalara koysalar,en azından bi zamanlar o çok sevdikleri,aşık oldukları insanların bıraktığı şeyler salak bir çöp torbasında heba olmasa.Evet evet böyle bir girişimde bulunalım biz.Belki bu zamana kadar kazanamadığımız parayı burdan kazanırız.
Etiketler:
eski eşya,
eski sevgili hatıraları,
Günlük Hayat,
taşınmak
28 Mart 2012 Çarşamba
Mart Kapıdan Baktırır Kazma Kürek Yaktırır
Koca bir yılın içinde en sevmediğim mevsim ilkbahar.Hele ki mart ayının ilkbahara dahil edilmesini daha da sevmiyorum.O nasıl bir bahardır ki ayın ilk 15 günü kar yağıp da diğer günler bir sıcak bir soğuk,bir güneşli bir yağmurlu geçer.Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır atasözünü çocukken anlamazdım ya,şimdi 2 sayfalık makale halinde anlatabilirim herkese o kıvama geldim.
Sıcak havayı mini mini etekleri,babetleri,çimenlerde oturmayı çok özledim.Zaten bu kışı o kadar soğuk,ıslak,karlar içinde ( geçen sene ankaradayken 'allaam nolur seneye istanbula da bu kadar kar yağsın' diye yalvarmam çok çok ayrı bir mevzu )geçirdik ki bana kış sanki 2 yıldır falan sürüyomuş gibi gelmişti.Havaların ısınmasını o kadar hevesle beklerken mart geldi ve hepimizi salak bir mutluluk sardı,havalar ısınacak yuppii!Nitekim havalar da ısındı,ısınmadı değil yani,nerdeyse 20 dereceye kadar çıktı kendimizi dışarılara parklara bahçelere attık,yaşlı amcalar teyzeler akşam yürüyüşlerine çıktı ve içimiz aşkla doldu.Artık düzeldi bak kesin söylüyorum bozulmaz bu saatten sonra hava diyenler ortalıkta cirit atmaya başlamışken brrrrr karadenizden soğuk hava dalgası bütün umutlarımızı adeta sümüklü bir peçete gibi kullanıp attı bir kenara.
3 gündür hava tekrar eski belirsiz saçma sapan haline geri döndü,trençkotlar tekrar bir kenara kaldırıldı,pencereler kapılar sıkıca örtüldü ve parkta in cin top oynamaya başladı.Yine sigara içerken elimiz morardı,benim gibi köpeğini gezdirenler hayattan soğudu,bahçede biraz daha fazla oturabilmek için kaynar çaylar içildi ve welcome back winter!Bugün ayın 28i ve nisanı dört gözle bekliyoruz,ne de olsa nisandan sonra havalar bozmaz dimi?Siz öyle sanın.Hele ki istanbullu dostlarım bize çok üzülüyorum.Daha hazirana kadar bir yağmurlu bir güneşli ılık ama bir işe yaramaz,insana şemsiyeyi sevdiren havalar esir alacak bizi.İlkbaharı sevmiyorum işte bu yüzden.Ben zaten belirsizlikleri hiç sevmem.Her mevsimin bir karakteri var,yaz sıcak,kış soğuk,hatta sonbahar bile kesin olarak serindir,ama ilkbahar çok gereksizdir.
Sıcak havayı mini mini etekleri,babetleri,çimenlerde oturmayı çok özledim.Zaten bu kışı o kadar soğuk,ıslak,karlar içinde ( geçen sene ankaradayken 'allaam nolur seneye istanbula da bu kadar kar yağsın' diye yalvarmam çok çok ayrı bir mevzu )geçirdik ki bana kış sanki 2 yıldır falan sürüyomuş gibi gelmişti.Havaların ısınmasını o kadar hevesle beklerken mart geldi ve hepimizi salak bir mutluluk sardı,havalar ısınacak yuppii!Nitekim havalar da ısındı,ısınmadı değil yani,nerdeyse 20 dereceye kadar çıktı kendimizi dışarılara parklara bahçelere attık,yaşlı amcalar teyzeler akşam yürüyüşlerine çıktı ve içimiz aşkla doldu.Artık düzeldi bak kesin söylüyorum bozulmaz bu saatten sonra hava diyenler ortalıkta cirit atmaya başlamışken brrrrr karadenizden soğuk hava dalgası bütün umutlarımızı adeta sümüklü bir peçete gibi kullanıp attı bir kenara.
3 gündür hava tekrar eski belirsiz saçma sapan haline geri döndü,trençkotlar tekrar bir kenara kaldırıldı,pencereler kapılar sıkıca örtüldü ve parkta in cin top oynamaya başladı.Yine sigara içerken elimiz morardı,benim gibi köpeğini gezdirenler hayattan soğudu,bahçede biraz daha fazla oturabilmek için kaynar çaylar içildi ve welcome back winter!Bugün ayın 28i ve nisanı dört gözle bekliyoruz,ne de olsa nisandan sonra havalar bozmaz dimi?Siz öyle sanın.Hele ki istanbullu dostlarım bize çok üzülüyorum.Daha hazirana kadar bir yağmurlu bir güneşli ılık ama bir işe yaramaz,insana şemsiyeyi sevdiren havalar esir alacak bizi.İlkbaharı sevmiyorum işte bu yüzden.Ben zaten belirsizlikleri hiç sevmem.Her mevsimin bir karakteri var,yaz sıcak,kış soğuk,hatta sonbahar bile kesin olarak serindir,ama ilkbahar çok gereksizdir.
Etiketler:
Günlük Hayat,
ilkbahar,
mart,
mevsim,
sıcak hava,
yağmur
18 Mart 2012 Pazar
Banyo Zamanı
Banyo yapmak biz küçükken ne kadar büyük bir konuysa,şu anda da tamamen önemsiz görülen,adı banyo değil de duş almak diye değişen sıkıcı,günlük bir rutin olmuş durumda.Hepimiz gün içinde canımız sıkılınca bugün de bir duş alıyim diye düşünüyoruz,duşu alıp çıkıyoruz,ne kimse farkediyor,ne bizim umrumuzda oluyor.Oysa ben ilkokuldayken banyo yapmak o kadar önemli bir ritüeldi ki heyecanlanırdık resmen.Sadece pazar akşamları yapılırdı,ödevler bittikten ve yemek yendikten sonra.Önce banyo ısıtılırdı soba yakılıp,daha sonra güğümlerle sobada ısıtılan su kovada ılıtılırdı,giyilecek kıyafetler önden hazırlanır banyodan çıkınca gidilecek odada katalitik yakılırdı.Daha sonra annelerimiz banyoda saçımızı başımızı yolarcasına,derimizi yüzercesine bizi kıpkırmızı yapasıya kadar yıkardı bizi.Öyle duş jelleri falan da yoktu,mis gibi sabun kokardık.Banyodan çıkıp pijamalarımızı katalitiğe tutarak ısıtır ve giyerdik.Babamız saçlarımızı tarardı ve daha sonra cup yatağa,ertesi gün okul vardı çünkü.Tabi bu arada okul önlüğümüz ve yakamız yıkanmış ütülenmiş tören kıyafeti gibi odamızda asılı,çantamız hazır olurdu.O kadar güzeldi ki banyo yapmak,pırıl pırıl olmak,sıcacık kıyafetler giymek mis gibi beyaz sabun kokmak,ben pazar günlerini iple çekerdim.Şimdi bazen duş almaya bile üşeniyorum,hatta eğer evdeysem o hafta,leş gibi kokasıya kadar duş almadığım oluyor yalan değil.Angarya gibi geliyor bazen.O yüzden çok özlüyorum eskiden yapılan pazar banyolarını,şu anda kaloriferli evlerde oturmamıza rağmen o zaman banyodan çıkınca daha az üşümemizi.Ben zaten komple ilkokulu çok özlüyorum da,malesef zaman sadece ileri akıyor..
Etiketler:
banyo zamanı,
beyaz sabun,
Günlük Hayat,
ilkokul,
katalitik
23 Haziran 2011 Perşembe
Küçük Bir Buhran
Ankara'yla alakası var mı yok bilemem ama onunla birlikte olmaya başladığım süre zarfından beri geri kalan herşeyim bok gibi gidiyo.mutluyum,huzurluyum ama kendimi terliksi hayvan ya da mavi yeşil alg gibi falan hissetmediğimi söyleyemem.tek hücreli sabit kafalı bi canlı oldum çıktım.
herşeyi ona endeksleyerek kendi hayatım yokmuş gibi davranıyorum,dolayısıyla gerçekten de kendi hayatım olmuyor.koca bir dönemin yarısını ankarada geçirmem bi yana,ne kendi arkadaşlarımı görüp konuşabildim,ne bi yere çıkıp gezebildim ne de bi sosyal hayat oluşturabildim kendime.onun yerine,dana gibi şişmanlayıp okulu umrunda olmayan asosyal bi insan,ne insanı yaratık oldum hatta.tipte 5 yıllık evli altın bilezikli ev karıları gibi oldum.bi kucağımda bağıran çocuğum eksik.kilolarımla olan sorunlarımı zaten yazdım bi daha yazıp kafa patlatmak istemiyorum.bugünkü konumuz benim aslında okulla uzaktan yakından alakası olmayan okulum.geçen dönem zaten bisürü finale girmediğimi,milletin gazına gelip amaan bursluyum koyver gitsin tavrıyla,yerlerde sürünen bi ortalama getirdiğimi bi kenara bırakırsak,bu dönem de sıvadım.amacım ortalamamı yükseltip öteki döneme rahat başlamakken,geçen seneki derslerimi de çöpe atıp daha da berbat bi duruma geldim.etrafa sanki umrumda değilmiş gibi bi imaj çiziyorum ama içten içe bunalımdayım.çünkü ben hayatım boyunca başarıyla beslenmiş hatta başarıyla övüne övüne çevremi deli etmiş bi insanım ve şu anki halim utanç verici.bugün yaz okulu derslerimi seçerken okulun yaptığı iyilikler (!) zaten olduğum durumu iyice gösterdi bana,kızım sen bi halta yaramazsın sana ders açsak açmasak kaça der gibi bi tavırdalar yani.o yüzden şu andan itibaren okula bari asılıyim de eski formumu yakalıyim.bu sefer kararlıyım, geçen seneki gibi değil yani.o yüzden haberlerde falan üniversiteli kızın büyük başarısı diye görürseniz bilin ki o tapirdir.
ps:şu gün itibariyle 6 kilo vermiş durumdayım :) ama her yerim çok ağrıyo.
herşeyi ona endeksleyerek kendi hayatım yokmuş gibi davranıyorum,dolayısıyla gerçekten de kendi hayatım olmuyor.koca bir dönemin yarısını ankarada geçirmem bi yana,ne kendi arkadaşlarımı görüp konuşabildim,ne bi yere çıkıp gezebildim ne de bi sosyal hayat oluşturabildim kendime.onun yerine,dana gibi şişmanlayıp okulu umrunda olmayan asosyal bi insan,ne insanı yaratık oldum hatta.tipte 5 yıllık evli altın bilezikli ev karıları gibi oldum.bi kucağımda bağıran çocuğum eksik.kilolarımla olan sorunlarımı zaten yazdım bi daha yazıp kafa patlatmak istemiyorum.bugünkü konumuz benim aslında okulla uzaktan yakından alakası olmayan okulum.geçen dönem zaten bisürü finale girmediğimi,milletin gazına gelip amaan bursluyum koyver gitsin tavrıyla,yerlerde sürünen bi ortalama getirdiğimi bi kenara bırakırsak,bu dönem de sıvadım.amacım ortalamamı yükseltip öteki döneme rahat başlamakken,geçen seneki derslerimi de çöpe atıp daha da berbat bi duruma geldim.etrafa sanki umrumda değilmiş gibi bi imaj çiziyorum ama içten içe bunalımdayım.çünkü ben hayatım boyunca başarıyla beslenmiş hatta başarıyla övüne övüne çevremi deli etmiş bi insanım ve şu anki halim utanç verici.bugün yaz okulu derslerimi seçerken okulun yaptığı iyilikler (!) zaten olduğum durumu iyice gösterdi bana,kızım sen bi halta yaramazsın sana ders açsak açmasak kaça der gibi bi tavırdalar yani.o yüzden şu andan itibaren okula bari asılıyim de eski formumu yakalıyim.bu sefer kararlıyım, geçen seneki gibi değil yani.o yüzden haberlerde falan üniversiteli kızın büyük başarısı diye görürseniz bilin ki o tapirdir.
ps:şu gün itibariyle 6 kilo vermiş durumdayım :) ama her yerim çok ağrıyo.
9 Nisan 2011 Cumartesi
Nasıl delirdim?
Ara sıra biseksüel olduğumdan şüphe etmediğimden değil de,bu aralar kızlar daha mı bi güzel sanki?Ya da nesilden nesile erkekler mi yüzüne bakılmaz oluyo ben çözemedim.Yani seviyorum onları,bedenlerini hatta bazen düşünce yapılarını da,her ne kadar kafaları 15 yaşında donup kalsa da.ama kızlar,kadınlar demiyorum bayanlar demiyorum üzgünüm sınıflandırmıyorum hemcinslerimi,günden güne daha da serpiliyor,ufku genişliyor ve nedense 19 yaşından sonra üzerlerine acayip bir sempatiklik çöküyo.Hani yüzüne bakarken bunun vücudu nasıldır falan diye çok düşündüm,eminim demiyim de muhtemelen bunu hepimiz yapıyoruz,ilk defa bir kızı öpüp sarılmak falan istedim, ki aylardır sanal ortamda tiksinme raddesine gelen duygular beslemekteydim.Hep mi itici,teşhirci,narsist ve belden aşağı olur bi insan diyooorken,kız eve geldi ve bum!Sabah tanışıp akşam battaniye altında film izleyebilcek kadar samimi olduk birden.yani demem o ki,benim kızları beğenmem bi yana,bu özgür kızım ben çok fenayım triplerinde gezenlere söylüyorum lütfen yapmayın.bırakın görelim ne kadarsınız,ne kadar hoşsunuz ya da boşsunuz.yani hadi bi kaç yıl öncesinde tamam da şu aralar moda bu,uymayın.biri size 'ben sana çok sinir olmuştum ama hiç öyle değilmişsin yaf' falan gibi şeyler söyleyince değil,'kızım sen aynı göründüğün gibisin' falan dediler mi sevinin.çok nadir çünkü o kızlar artık,o kadar ki öyle kızları ben bulsam ben alıcam kendime o derece.
Başka bişey de postmodern city&cinema dersim.Hayatımda aldığım hiç bir seçmeli ders bana bu kadar katkı yapamaz heralde. Tamam ambale oldum falan ama o kadar güzel filmlerden sınav olmak rüya gibi anasını satıyim. Ödevim film izlemek.Salı günü sınavım var,ki ankaradan daha yeni geldiğim için hiç bi şeye adapte olamadım,kendimi tekrar hazırlık falan gibi hissediyorum okulda,utanmasam peçe falan takabilirim kimse görmesin beni diye.geldiğim gibi de sınavlarım başladığı için iyice zibidi bi kılıkla bu sınavlar niye bu kadar erken ya falan derken şu sınav ilaç gibi geldi.Az önce Stranger Than Paradise bitti ve siyah beyaz bi filmin ne kadar etkileyici olabileceğini farkettim.Sırada Paris,Texas var bakalım sonuç ne olacak.
Ayrıca tabi görüldüğü üzre internetim bağlanmış durumda yarabbim şükürler olsun.340 liralık borcu oradan oraya fax çeke çeke nasıl ödediğimi cebimde 3 lirayla istanbula nasıl geldiğimi falan allah bilir.Tabi internet bağlatıcam diye uğraşırken kredi kartıma da icra gelmiş,internet var ama ben battım kısacası.Bir çaresini bulacaz falan diye ortalıkta gezen kaşlı bıyıklı bi hatun oldum,tez zamanda kurtulayım şu durumdan da kafada bir bahar temizliği yapayım inşallah.Bu sıralar felsefem de şu oldu hadi hayırlısı ''hayat zor''.
9 Mart 2011 Çarşamba
Kar.
ankaradayım.dayanamayıp daha bir hafta bile geçmeden yanına geldim yine.gelirken dönmek istemeyeceğimi biliyodum ama sebebinin sadece o olmayacağını tahmin bile edemezdim.evet,ankarada inanılmaz bir kar var şu an ve en dandik yerler bile cennet gibi görünmekte gözüme.bugüne kadar önünden yüz kere geçip de bir kere bile kafamı çevirip bakmaya tenezzül etmediğim ağaçlar bile şu an şahane görünüyolar.o kadar hasret kalmışım ki böyle ölümüne,santimlerce yağan kara malak ev arkadaşımın sokağa attığı biricik kedimi bile düşünemiyorum,gidemiyorum.o da ayrı tabi zamanı gelince düşünücem ve hatta cana okuma gibi planlarım var.şu havada bit kadar kediyi sokağa attığı için belki yıllarca aynı evin içinde yaşasam bile affetmicem ama gidip de duruma el koyamıyorum.aptal gibi oldum.yataktan kalktığı anda uykum kaçarken,pencereden baktığımda ait olduğum yer burası derken nasıl dönebilirim o eğreti evime.hala benimseyemediğim,neden tek başıma güllük gülistanlık yaşarken birden bire ev paylaşmaya karar verdiğimi bilemediğim,3 gün içinde taşındığım o eve dönmek istemiyorum.burdaki o bembeyaz manzarayı bırakamam,daha kara doyamamışken o nemli soğuğa geri dönemem.ne kadar dayanırım bilmiyorum daha.tapir,lütfen kaybolma annecim evine geri gel.beni bi de bu vicdan azabıyla yaşatma o evde.ayrıca biri de insanlık adına çıkıp bana bi yol gösterirse de memnun olurum.yazarsan rahatlarsın dediler,ilk defa rahatlayamıyorum.cenabet miyim neyim her şey ters.ayrıca 3 günlüğüne bile olsa blogspotu kapatan zihniyetin de pipisi düşsün.02.00daki otobüsü de inşallah kaçırırız.
Etiketler:
ankara,
Günlük Hayat,
kar,
manyak ev arkadaşı,
tapir,
yolda kaldım
6 Şubat 2011 Pazar
Sonunda Taşındım.
o kadar bahsettikten sonra kolayca taşınmam bana bile çok ilginç geldi.günlerce herkese bıdı bıdı konuştum,yok şu böyle nasıl olcak,bu da halledilmez,aman ölcez taşınırken.ama bir çırpıda sanki taşınmak için doğmuşum gibi halloldu.hem evimi taşıyıp her türlü işime koşup,hem de bana iş veren emlakçıma da teşekkürlerimi sunuyorum.taşıncağımız gün saat 2de bize mikemmel bir fiyata nakliye buldu,onu da geçtim arabayla bizi bir oraya bir buraya gık demeden götürüp getirdi.ama burnumdan da geldi ne kadar kolay desem de.eve gelen nakliyeciler nakliyeci mi yoksa dırdırcı karı mı ben çözemedim.ay bu eşyalar sığmaz diye diye bir hal oldular resmen.bir ara kamyonu da bırakıp kaçıcaklar diye korktum.tamam benim de çok eşyam olabilir ama sonuçta sen oraya taşımaya gelmişsin,konuşsan nolur konuşmasan nolur.sus ve işini yap dememek için çok zor tuttum kendimi.oflaya puflaya allahaşükür hepsini taşıdılar biz de rahat bir nefes aldık.ondan sonra işte zor kısmı başladı.dolapları sil,kolileri yerleştir tiriviri her şey.2 hafta buz gibi soğukta uyuduğumu saymıyorum bile.yine ketılla su ısıtıp vileda kovasında banyo yaptığım günlere geri döndüm tabi o da var.ne ızdıraptı yarabbim.banyo yapmaya 2 saat önce karar verip tüm hazırlıklara başlaman gerekiyodu.gaz açılsın artık diye duvarlara yalvarıyodum.2 haftanın sonunda gaz açmaya eve gelen 3 mühendis,1 igdaş görevlisi ve bir kombici arkadaşa da hayret ettim.eve gelen şöyle bi bakıp tamam olur bu diyerek çıktı gitti.hangi birine küfretsem şaşırdım.bu dünyada igdaş mühendisi olmak varmış yemin ederim ama.ona buna bak tamam de çık,işe bak ya nefis.ama en sonunda tüm işler halloldu (hatta televizyonumuz bile var!) ve memleketime baba ocağıma geldim.şimdi eve dönceğim günü iple çekiyorum.tabi bir de emlak ofisinde yapıcağım işi.her şey bambaşka olucak gibi hissediyorum.umarım iyi bir başkalık olur.
Etiketler:
emlakçı,
Günlük Hayat,
kapalı doğalgaz,
kombi,
nakliye,
taşındım
15 Ocak 2011 Cumartesi
Wet & Dry
Son günlerdeki içki yasağı toplumun gündemini - daha doğrusu benim gündemimi - oldukça meşgul ediyor.Her yerde açıklamalar,röportajlar,forumlar,başlıklar,makaleler görüyorum.Herkes işin aslını anlatmak için koşturuyor ama açıkçası şu ana kadar hiç bir yere varılmadı.Hala hiç kimse nerde içip içemeyeceğimizi,ne içip içemeyeceğimizi,nerden alıp alamıyacağımızı bilmiyor ki bence istenen de buydu.İnsanları öyle bir kafa karışıklığı içine soktular ki marketten bira alırken bile insan tedirgin olup almaktan vazgeçebiliyor.Ama kimsenin de böyle yasakları insanları nelere teşvik edebileceğini düşündüğünü sanmıyorum,zira 18 yaşındaysanız hayat size alkolsüz görünmez,ve ne kadar yasaksa o kadar cezbedicidir çünkü bir şeylere başkaldırıyorsunuzdur. Hatırlıyorum da aklımda en eğlenceli olarak kalan anılarımın hepsinde kafam güzeldi.Yılbaşları,doğum günleri,evde 10 kişi yaşadığımız zamanlar,okul çıkışları veya taksimde sabahladığımız geceler.Sigara yasağı ortaya çıktığından beri bir bara gitmemizin tek sebebi alkol oldu ve şimdi eğer bir de bu yasak çıkarsa biz ne halt yeriz düşünemiyorum.İnsan 21 yaşında sarhoş olamazsa eğer ilerde çocuklarına ne anlatır ki?İşte bu sebeplerden ötürü hepimizi büyük bir korku sardı ve illegal yollara başvurmaya başladık yavaş yavaş,ki daha bu başlangıç.Zaman geçtikçe kaçak içki bir zamanların kaçak sigarası gibi çok havalı görünmeye başlayacak ve hatta bardağını sıvısıyla dolduramayan giderek 'kuru kuru' takılmaya çalışacak.Torbacılar zengin olup türkiyede derebeyi edasıyla gezecek ve hepimiz dumanlı kafalarımızla 'vay anasını ne eğleniyoruz ha' gibi cümleler kuracağız.Ki sanıyorum sevgili 4.muratımızın da istediği tam olarak bu,bir babanın kızının sevgilisi olduğunu öğrendiğinde salağa yatması gibi onlar da biz görmeyelim kimse duymasın da ne yaparlarsa yapsınlar düşüncesinde belki köşkün bahçesinde gizli gizli cigaralarını yakacaklar.Demek istediğim ne yaparlarsa yapsınlar ergenlikten yeni çıkmış delikanlı ve güzide kızlarımızın sokak köşelerine kusmalarını engelleyemezler.Benim insanım gerekirse arka bahçesinde ispirtoyu damıtıp içer.Eğer ki sektörün 'kurumasını' istemiyorsanız bırakın kim ne yaparsa yapsın.Ben eğer silah taşıyıp,oy kullanıp hele bir de evlenebiliyorken sahilde biramı içemiyeceksem şimdiden çekiyim gidiyim.
Etiketler:
alkol yasağı,
bar,
Günlük Hayat,
özgürlük,
reşit,
tapir
Her Zamanki Gibi Taşınıyorum.
Taşınmak artık benim için gerçekten sıradan bir olay,gözüm kapalı yaka bile değiştiririm.hatta bu girişimden zevk bile alırım.zira uzman oldum sayılır.şu şehre geldiğimden beri en uzun süre 10 ay oturdum bir evde ki bu benim için küçük ne küçüğü büyük çaplı bir rekor sayılır.eğer yurdu saymazsak 4. evime geçiyorum kısmetse haftaya.kısmetse diyorum çünkü işim ciddi manada şansa kısmete kaldı.aslında çok severim taşınmayı,eşyalar toplanır,yeni ev temizlenir,pırıl pırıl sistematik bir şekilde yerleştirirsin eşyalarını.ilk bir kaç gün uyanınca kalbin midende atar,evi şöyle bir gezer 'vay anasını abicim ben burda oturuyorum artık' falan dersin.0 dan başlarsın faturalara,tekel bulmaya çalışırsın,en yakın marketin kartını çıkarttırırsın,muhtemelen eski evini düşünür arada bir hüzünlenirsin.bunlar hoş şeyler,amma velakin eğer taşınmadan önce büyük bir ahmaklık edip bir yığın borç yapmadıysan.mesela elektriği hiç abonelik açtırmadan kullanmadıysan,ya da eve ihtar üstüne ihtar hatta tehdit mektupları gelene kadar faturalarını biriktirmediysen taşınmak güzeldir.böyle 3. şahıs falan yapıyorum da hikaye hep bunlar.sıçtım kısacası.elektriği ödemeden kaçmak,telefonu söküp çöpe atmak gibi fikirlerim var şu ana kadar,evet pek gelişme kaydedemedim.ama yeminle uykularım kaçıyor,sabahtan akşama kadar bu paraları nerden bulcağımı düşünmekten sınavda kilowat hesaplarken buldum kendimi.belki de milyar milyar borcum var,belki de hapse girerim ihbar edilip.hiç bilmiyorum,ve eğer yakın zamana kadar bilemezsem - ki bu yakın zaman 7 günlük bir dilimi içeriyor - eşyalarımla çöp konteynırı köşelerine ev düzebilirim.şansımı denemek adına borç istedim olmadı,iddaa oynadım tek maçtan yattı,babamdan istedim arabayı çarptı,sevgilim kendini zor doyuruyor zaten.yani açıkçası elle tutulur hiç bir ekşında bulunmadım halletmek için.şimdi elimde kedim ayedaşta sırılsıklam görünürsem bir gün şaşırmayın.beni böyle derbeder eden kafamın içine sıçıyim.götümün tam olarak neresine güvenip bu zamana kadar boş beleş oturduysam,şimdi ceremesini çekiyorum.allah kerim tabi,çıkmadık candan ümit kesilmez,umut fakrin ekmeği vesaire vesaire.3 günlük geri sayımı şu andan itibaren başlatmış durumdayım.güvendiğim dağları satmadan bu paraları bulabilceğime inanıyorum.idealist doğmuşum.
Etiketler:
borç,
elektrik,
fatura,
Günlük Hayat,
parasız tapir,
taşınmak
4 Haziran 2010 Cuma
Başlamak.

Bunalımdaki insanlar gibi davranmaya başladığımı farkettim bugün.sanırım bıktım.sürekli debelenip durduktan sonra elime hiç bir şey geçmemesinden.zayıflayamıyorum,ders çalışamıyorum,çalışsam da yapamıyorum,giyinmiyorum adam gibi,bakmıyorum kendime,evimi temizlemiyorum aylardır,dışarı çıkmıyorum şöyle doyasıya eğlenmiyorum,dertleşmiyorum kimseyle,dedikodu bile yapmıyorum,sevgilime onu sevdiğimi söyleyemiyorum,alışveriş yapmıyorum,yürümüyorum,sahile gidip de sigara içmiyorum,resmen hayatın tadını çıkarmıyorum,sadece vakit geçsin diye yaşıyorum.Neden böyle yapıyorum bilmiyorum.bugüne kadar her şey için ölümüne çabaladıktan,canımı dişime takıp uğraştıktan sonra domino taşları gibi yıkılmasından pes ettim galiba.Sırf o hayal kırıklıklarını yaşamamak için elimi eteğimi çektim hayattan.Öylesine uyuyup uyanıyorum artık.Ne uyumak ne de uyanmak için bir amaç gütmüyorum.Arkadaş bile edinmiyorum açıkçası.hepsi bir gün bana kazığı çakıp gidecek çünkü.Ama bu böyle gitmez.hayatıma çeki düzen vermek zorundayım,zamana uyum sağlamak,uğraşmak,didinmek ve yükselmek,ilerlemek zorundayım.Çok karar aldım bugün,farkındalıklar yaşadım,biçimlendirdim kafamda,sadece uygulaması kaldı,en zor kısmı.Yine de inanıyorum kendime.Ben neleri başardım neleri atlattım diyerek avutmuyorum kendimi.Daha neler gördün ki sen,neler yaşadın,neler başardın diyorum.Ne günler ne saatler,anlar,hazlar,umutlar var önünde diyorum.Aşk acıyı,mutluluk hüznü getirir beraberinde,bundan korkmuyorum.bugün; yeni bir sayfa açtım hayatımda.Pişmanlıklar yaşamamak için cesaretimi çıkardım kuytu köşelerimden.Her şey daha güzel olacak,inanıyorum.ama en ilginci bu düşüncelere kek yaparken ulaşmış olmam..
Etiketler:
başlangıç,
bıkkınlık,
depresyon,
Günlük Hayat,
tapir
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Seminer galiba
Yaklaşık 2 hafta önce gittiğim 'Marmara Community' klubünün yaptığı eğitime seminer adı vermekte tereddütler yaşıyorum döndüğümden beri.Tatil yapıp üstüne bir de sertifika almak ilginç bi durum.Yapı kredi sağolsun,bayramoğlundaki süperdinlendirici tesislerinde kaldık,üstüne bir de bilmemkaç tane mimarlık ödülü olan gerçekten de takdire şayan bir mimarisi olan akademisinde bedava çay-kurabiye-çikolata eşliğinde konuşmacıları dinledik.4 gün sürse de sanki günübirlik gibi geldi bana.Deniz manzaralı odamın daha tadını çıkaramadan,adapte olamadan,eğlencenin sonuna dayanamadan bitti ve evimize döndük.Bakmayın böyle anlattığıma,aslında sinir krizi geçirebilirdim biraz daha kalsam.Gelen konuşmacıları dinlemek benim dışımda herkese katıksız bir umut verdi heralde,lakin ben hepsinin daha üniversiteden mezun olur olmaz böyle değil mumla projektörlerle arasanız bulunmayacak işlere balıklama girmesinin çok sinir bozucu olduğunu düşündüm hep.Dalga mı geçiyosunuz,adam mı seçiyosunuz demek istedim.Biz mi acaba çok fazla karamsarız?Üniversiteli gençlik olarak,boşuna okuduğumuzu,bizim gibi binlerce mezun insanın işsiz beklediğini düşünmekte haksız mıyız?Bilemiyorum.Böyle düşünceler eşliğinde de olsa,çok güzel bir ara tatil yaptım.Türlü türlü insan tanıdım,hiç bilmediğim yerler gördüm,denize karşı sabah sigarası içtim,aynı tatlıyı 3 akşam ardarda vermelerine rağmen yedim,dans ettim,tuhaf,alkolsüz vodkalar içtim.Bir dahaki sene tekrar gitmek için daha dönmeden adımı yazdırdım.Umarım herşeyin ikincisinin boka sarması kuralını es geçer de beni çifte tatmin eder thinker&talker sempozyumu.
Etiketler:
eğlence,
Günlük Hayat,
seminer,
thinker and talker,
yapıkredi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpg)














